Temmuz, 2008 için Arşiv

h1

GECE ÇEKİMİ

Temmuz 22, 2008

GECE ÇEKİMİ

Gecenin kendine has bir güzelliği vardır. Bir tarafta yapay ışıklarla aydınlatılmış tarihi, turistik ve resmi binalar, diğer tarafta otomobillerin far ve stop lambalarından yansıyan ışık demetleri fotoğraf açısından ilginç örnekler sunar. Bu renk ve ışık demetleri, amatör profesyonel tüm fotoğrafçılar tarafından sıklıkla kullanılan konulardır.

Gece fotoğrafı çekmek için makinemizde (P) program (T) ve (B) ayarlarından en birinin olması gerekmektedir. Çünkü gece fotoğraf çekmek için poz süresi, saniyenin kesirleriyle değil saniyelerle ifade edilir. Uzun süre perdenin açık kalması için (B) , çok uzun süre açık kalması için (T) ayarının olması lazım. Işığın yetersiz olduğu durumlarda, perdenin açık kalma süresinin tespiti, pozometre ( gelişmiş pozometreler hariç) aracılığı ile yapılamadığından amatörler için en sağlıklı yol enstantenenin otomatik olarak ayarlanabilmesine imkan tanıyan (A) veya enstantene ile birlikte diyafram değerlerini otomatik olarak ayarlayan (P) mekanizmasının bulunduğu bir makine ile bu tür çekimleri yapmaktır. Gece fotoğraflarında konudan makineye gelen direk ışıklar (yoldan geçen otomobiller) ve makinenin bulunduğu yerdeki ışık (sokak aydınlatma lambası) pozometreyi aldatır. Bu durumlarda makineye ya da pozometreye direk gelen ışıklar el veya başka bir cisimle engellenmeli ya da çekilecek konunun ışık ortamına eş değer bir başka noktadan ölçüm yapılmalıdır.

Gece fotoğraf çekileceği zaman fotoğraf makinesi tripoda takılır ve enstantene değeri (B) konumuna getirilir. Enstantene (B) de iken deklanşöre basılır ise perde açılır ve film elinizi deklanşörden kaldırana kadar ışık almaya devam eder. Bazı durumlarda bu süre birkaç dakika alabilir. Bu durumlarda makinenin titremesini engellemek için enstantene değerinin (T) konumuna getirilmesi gerekir. (T) konumunda deklanşöre basıldığında perde açılır ve tekrar basıldığında perde kapanır. Gerek (B) gerekse (T) konumunda perdenin ne kadar açık kalacağına karar vermek tecrübe isteyen bir durumdur. Bu tecrübeyi kazanmak için uygun bur konu seçilir. Obtüratör hızı (B) konumuna getirilir. Diyafram değeri 5,6 ya da 8 gibi ortalama bir değer olarak belirlenir. Film 30 saniye pozlandırılır. 2. denemede konu ve konunun ışık şartları değişmemiş ise 45 üçüncü denemede 60 saniye pozlandırılır. Üç fotoğraf dikkatle incelenerek o ışık şartlarına uygun poz süresi tespit edilir ve sonraki çekimlerde ışık şartlarındaki artma ve azalma oranları dikkate alınarak poz süresi tespit edilmek suretiyle yeni çekimler yapılabilir.

Gece fotoğraf çekerken diyaframın kısık tutulup, poz süresinin artırılması özellikle yüksek bir yerden caddelerin fotoğraflarının çekilmesi sırasında yoldan geçen araçların far ve stop lambalarından yansıyan ışıklar fotoğrafa grafiksel bir anlam kazandırır. Yalnız bu çekimlerde objektife direk gelen far ışıklarının filmi etkilemesini önlemek için objektifin önü kısa süreyle kapatılmalıdır. Bu kapatma süresinin poz süresine ilave edileceğini unutmayalım.

Gece fotoğraflarının sıra dışlığını sağlamak için uygulanacak yöntemlerden biride objektife yakın bir noktaya yerleştirilecek konunun anlamını ve önemini azaltmayacak bir objenin flaş veya bir başka ışık kaynağı ile özel olarak aydınlatılmasıdır. Bu tür fotoğraf çekmek için normal poz süresi içerisinde (Film pozlandırılırken öndeki konu flaş ile aydınlatılıp önceden belirlenen süre kadar filmin pozlandırılmasıdır.) flaşın patlatılarak öndeki konu genel konudan ayrı olarak aydınlatılır. Gece fotoğraf çekilirken konunun aydınlatılması için flaş kullanılmaz. Çünkü en güçlü flaş en açık diyaframda 4-5 metreden sonra konuyu aydınlatamaz. Flaşın patlaması konunun yeterince aydınlatılması anlamına gelmez. Bu nedenle gece fotoğraflarında mutlaka uzun poz sürelerinin verilmesi gerekir. Eğer uzun poz süresi vermek istemiyorsak ışığa duyarlı yüksek ISO değerinde (800 veya 1000 ISO) filmler kullanmalıyız.

Gece fotoğrafı için en uygun zaman güneşin batışından birkaç saat sonraki zamandır. Daha geç saatlerde gökyüzü gereğinden fazla kararacağından fotoğraf karemizdeki gökyüzü gereksiz bir boşluk olarak görülebilir. Bir diğer faktör ise gecenin ilerleyen saatlerinde evlerdeki ışıklar kararacağından canlı bir şehri ölü bir şehir gibi görüntüleyebilirsiniz.

Sanırım ilginç görüntülerden birini de filminizde üst üste çekim yaparak elde edebilirsiniz. Dolunaylı bir gökyüzünde çok dar açılı (400-800mm.lik) bir objektifle yalnızca dolunayın fotoğrafını çektikten sonra filmi çevirmeden, obtüratör sistemini kurarak kapalı bir havanın bulunduğu zaman şehir görüntüsü çekmektir.

Gece fotoğraflarında ilginç görüntülerden biride havai fişek gösterilerinde çekilen fotoğraflardır. Havai fişeklerin görüntüsünü yakalayabilmek için makinemizi tripoda yerleştirir, enstantene ayarını (B) ya da (T) konumuna getiririz. Gösterileri dikkatle izleyerek patlamanın en çok olduğu bölgeye makinemizi döndürüp deklanşöre basarız. Gökyüzünde patlamalar seri olarak devam ederken makinemizin perdesi açık kalır ve ışık demetleri film üzerine kayıt olur. Bazen tek bir patlamayı görüntüleyebileceğimiz gibi aynı kare üzerinde birkaç patlamayı da görüntüleyebiliriz.

h1

YAKIN (MAKRO) ÇEKİM

Temmuz 22, 2008

YAKIN (MAKRO) ÇEKİM

Makro çekim olarak ta adlandırılan yakın çekimler için uzun odaklı objektiflere ya da colas-up, konvektör gibi yardımcı malzemelere ihtiyacımız var. Çünkü 35 mm.lik fotoğraf makineleri aldığımızda bunlarla birlikte genellikle 50 mm.lik normal açılı objektifler verilir. Bu objektifin görüş açısı 45 derece civarındadır. Bu objektiflerle konuya 45-50 cm.den daha fazla yaklaşmak mümkün değildir. Eğer yaklaşırsak konunun netliğini sağlayamayız. Oysa tele objektifler aynı mesafeden konunun daha az (ayrıntıyı) bir bölümünün film üzerine düşmesini sağlar. Konuya daha fazla yaklaşarak ayrıntıların fotoğraflarını çekmek için tele veya zoom objektifler kullanılır.
Yakın çekimlerde, alan derinliği çok kısıtlıdır. Çünkü dar açılı objektif ve konuya yaklaşma alan derinliğini azaltır. Bu özelliklerin yanında birde açık diyafram tercih edildiğinde alan derinliği bazen santimlerle ifade edilecek kadar azalır. Alan derenliğinin azalması, konunun can alıcı yerinin net, geri planın tamamen flu olması fotoğrafa ayrı bir anlatım zenginliği kadar. Böylece ana konu çevresinden ayrılıp ön plana çıkar.

Yakın çekimlerde, doğru noktanın seçilerek netlik ayarının yapılması gereklidir. Netliği etkileyen diğer önemli bir nokta ise, dar açılı objektiflerin ağırlıklarından ve uzunluklarından dolayı titremeye müsait olmaları ve konunun hareket halinde olmasıdır. Örneğin bahar aylarında yeni açmış bir gelinciğin fotoğrafını çekerken bir taraftan rüzgar gelinciği hareket ettirirken diğer taraftan rüzgar makinemizin sağlanmasına neden olabilir. Bu durumlarda en uygun çekim zamanın rüzgarın en az olduğu sabah saatlerinin tercih edilmesi ve çekimde sehpa kullanmaktır. Diğer bir yöntem ise çiçeğin arkasına siyah bir karton yerleştirerek fon etkisi yaratmak ve çiçeğin yapraklarını ince siyah iple bağlamaktır.

Geniş açılı (Balık gözü) objektiflerle yakın plandan çekilen fotoğraflar objede perspektif kaymaları yapacaklarından değişik görüntüler elde edilmek için kullanılabilirler.

h1

Potre fotoğrafı

Temmuz 22, 2008

POTRE FOTOĞRAFI

Fotoğrafta portre deyimi, pek çok insanda bir kişinin başının ya da vesikalik fotoğraf çekilmesi olarak anlaşılmaktadır. Oysa portre bunları kapsamakla birlikte bunların dışında bireyin kimliğini, karekterini, kişiliğini, duygularını ifade eden bir özelliğe sahiptir. Portre politikacıdan esnafa, öğretmenden öğrenciye, çiftçiden sanayıcıya, sporcudan sanatçıya kisaca bir insanın bir anlık duygu ve düşüncülerini ya da hayatının bir anlatım şeklidir. Bu bakımdan bazen boy, bazen büst bazende baş çekimleri portre fotoğrafı anlayışı içinde yer alabilir.

“Portre fotoğrafı çekmek yazmaya şiirle başlamaya benzer. Hemen hemen her fotoğrafçının dağarcığında portre bulunur. fotoğrafımızda, portre dizisi hazırlayan ve olaya sürekli ilgi duyanlar arasında Ara Güler, Gültekin Çizgen, Ozan Sağdıç, Şahin Kaygun, İsa Çelik, Cengiz Cıva, Nazım Timuroğlu Gündüz Kayra, Mehmet Ünal, Çerkez Karadağ gibi isimler vardır. Fotoğraf dünyamızda portre konusunda belli bir dünya görüşü, güzellik ve benlik anlayışı ortaya çıkmıştır. …..Portre fotoğrafçılarımız, insan fenomeninin çok yönlü dünyasının, iç içe sorunları olan karmaşık yapısını çözümleyerek etkili bir biçim anlayışla dile getirme konusunda önemli aşamalar geçirmişlerdir. Ortaya çıkarılan yapıtlarda tipleme, ışık, renk, biçim, ton geçişleri, istif, parça bütün bağlantısı, kadraj, atmosfer yaratma ve öz-biçim örgüsü etkileyici bir düzeye ulaşmıştır.[1]

Doğal olarak her insan ayrı bir dünyadır. Bu ayrı dünyaları anlatmanın iki temel zorluğu vardır. Bunlar, anlatılmak istenen kişinin önce anlatacak kişi tarafından anlaşılabilmesi ve anlatılacak kişinin tüm karakteristik özelliklerini bir defada ortaya koyabilecek uygun bakış açısı ve anın tespit edilmesidir. Çok kolay gibi gözüken bu iki nokta fotoğrafçılığın belki de en zor yanıdır. Bu nedenle fotoğraf çekerken kullanılan film, makine, objektif portre fotoğrafçılığına uygun olanlardan seçilmeli, en önemlisi ışık, modelin görüntüsünün film üzerine düşmesi için bir araç değil, portresi çekilecek kişinin özelliklerini yansıtacak bir araç olarak kullanılması gerekir.

Portre fotoğraflarının çekilmesinde genelde 80- 200 odat uzunluğuna sahip objektiflerin kullanılması uygun olur. Geniş açılı objektiflerle konuya yaklaşıldığında objektif öndeki öğeleri abartarak büyüteceğinden kişinin burnu büyük başının arka tarafları küçük çıkacaktır. Bu durumda perspektif bozukluğuna neden olur. Çok uzun odak uzunluğunun kullanılması durumunda da derinlik etkisi yok olur. En uygun objektif 80 mm.‘lik objektiftir.

Güneşli bir havada dışarıda portre fotoğrafı çekmek çok zordur. Zorunlu kalmadıkça bu ışık koşullarında portre fotoğrafı çekilmemelidir. Çünkü parlak güneş kişinin yüzüne dik geldiği zaman kişi yüzünü buruşturacak, gözlerini kısacaktır. Güneş tepede iken saçların, kaşın ve burnun gölgesi yüzde istenmeyen görüntülerin oluşmasına neden olur. Güneşli havalarda yüz üzerinde açık ve gölge bölgeler arasında parlaklık farklarının fazla olması fotoğrafı olumsuz yönde etkiler. Bu durumlarda yansıtıcılar (reflektör) ya da dolgu flaşı kullanılarak sert gölgeler yumuşatılabilir. Güneş modelin arkasında olduğu zaman isteğe bağlı olarak suliet görüntüler elde edilebilir ve bu şekilde değişik efekt etkisi yaratan görüntüler yakalanabilir. En uygun güneş ışığı sabahın erken ve akşam gün batmadan bir iki saat önceki ışığıdır. Açık havada puslu bir günde ya da gölgede çekilecek portreler uygun sonuçlar verebilir. Gölgede çekilecek portre fotoğraflarında 81 A veya 80 A gibi renk düzeltici filtreler kullanılması gerektiği unutulmamalıdır.

Portre fotoğrafı çektirecek kişiler objektiften etkilenecekleri için ifadelerinde ve davranışlarında doğal olmayan bazı değişiklikler olabilir. Bu durumlarda fotoğrafçının model ile konuşması (modeli sıkmadan) kişinin doğal hareket etmesi için uygun bir yöntemdir. Yalnız modele dokunmak beklenin aksine ters etki yaratabilir.

Portre fotoğrafçılığında netleme kişinin göz bebeklerine yapılmalıdır. Çünkü gözler kişiliğin aynasıdır. Modele çok yaklaşmak kadar ondan fazla uzaklaşmakta uygun değildir. Modelin arkasında kalan bölgelerde görüntüyü bozu etkisi olan ya da ilgiyi dağıtacak görüntüler olduğu zaman açık diyafram yardımı ile fon netsizleştirilir. Böylece fotoğrafa üçüncü boyut etkisi verilmiş olur. Açık diyafram estantene değerinin de yükselmesini zorunlu kılacağından göz kapaklarının kırpılması gibi durumlarda ortaya çıkacak uyuyor imajı önlenmiş olur.

Modelin kişiliğinin anlatılması açısından bazen başın bir kısmı yeterli iken bazen başın tamamı veya vücudun tamamıda yeterli olabilir. Fotoğraf sanatı modelin kişiliğinin bizim objektifimizle yorumlanması olduğundan bir kemancı için kemanıyla birlikte çekilecek bir fotoğraf belki düşünülebilecek en son konu olduğu unutulmamalıdır.

Kapalı mekanlarda portre fotoğraf çekerken flaş kullanmak yerine camdan gelen ışıktan yararlanılmalıdır. Camdan gelen ışık yumuşak ışık olduğundan modelin özelliklerini daha kolay yansıtmaya yarar. Eğer flaş kullanılması gerekiyorsa flaş modelin yüzüne değil duvarlara tutularak buralardan yansıyan ışıklarla fotoğraf çekilmelidir. Fotoğraf çekiminde yapa ışık kullanılacaksa en az iki ışığa ihtiyaç vardır. Bunlardan biri temel ışık olup konuyu aydınlatırken diğer ışık temel ışığın ortaya çıkardığı koyu bölgeleri yumuşatmak ya da dolgu ışığı olarak kullanılması gerekir.

Portre fotoğrafının çekiminde model duvara ya da arkasında bulunan perdeye yaklaştırılmamalı, model ile duvar arasında en az bir metrelik bir mesafe bırakılmalıdır. Yapay ışıkta fotoğraf çekildiğinde model ile duvar arasından verilecek bir ışık modelin duvara yapışık gibi çıkmasını engeller.

Tanımadığımız kişilerin portre fotoğraflarını çekmek için mutlaka izin istenmelidir.

h1

En Son Kimi Ne Zaman Özlediniz?

Temmuz 11, 2008

Bazı duyguları hiç özler misiniz!Özlerseniz belki o kaçırdığınız duygulara yeniden kavuşabilirsiniz diye düşünüyorum.

Önce bizzat özlemek fiili ile başlayalım. En son kimi ne zaman özlediniz?

Bir yerde rastladığımız eski bir arkadaşa sarf ettiğiniz sözleri kast etmiyorum.

-Nerelerdesin, özlemiştim seni!

-Aynen ben de öyle, seni merak ediyordum, bir süredir ortalıkta yoksun.

-Görüşelim.

-Muhakkak görüşelim, arayı bu kadar uzatmayalım! Öptüm.

-Mutlaka ara beni, yoksa küserim!

*

Katiyen yukarıdaki yaklaşım benim kastım değil. Bu sözler tekrar tekrar yaşadığımız karşılıklı sahtekârlığın dışa vurumu.

Sahtekârlığı iki taraf da yaptığı için kimsenin kimseyi yüzlemesi mümkün değil. Hatta sizi izleyenler de sık sık benzer sahtekârlıklara başvurdukları için çevredekilerin sizlere:

-Bre sahtekârlar! Birbirinizi özleseydiniz çoktan birbirinizi arardınız, demesi mümkün değil.

*

Sorum basit.

Etrafta hiç kimse yokken, kendi kendinize özlediğiniz kişiyi hatırladığınız, özlemin içinize oturduğu, burnunuzun sızladığı, gözlerinize iki damla yaşın biriktiği durum en son ne zaman oldu?

Ne zaman?

En son ne zaman bir insanı, hatta bir hayvanı veya bitkiyi gerçekten özlediniz?

En son ne zaman hasret içinizi kavurdu?

Gözlerinize yaşlar doldurdu?

Burnunuzu fena halde sızlattı?

Ne zaman?

Ben giderek özleme yeteneğimizi kaybettiğimizi düşünüyorum.

Sanki dünyada özlemeye değer hiçbir insan yok.

Sanki birini özlemek 21. yüzyıla yakışmıyor.

Sanki bu dünyada özlem tedavülden kalktı.

*

Ancak, özlediğim bir insan olmayınca sanki kimse de beni özlemiyor gibi bir duyguya kapılıyorum. Özlemeden ve özlenmeden yaşamaya başlayınca da sanki hayatın anlamı tamamen yitiyor. Ulaşılacak kimsesi olmayan bir insan boşluğa çakılmış gibi durmaz mı?

*

Saatlerdir beklediğiniz tren nihayet perona giriyor, üfleye püfleye duruyor, son dumanını havaya saldıktan sonra sesi tamamen kesiliyor. Ellerinde valizler, insanlar yavaş yavaş trenden inmeye başlıyorlar.

O yok!

Aman Allah’ım o yok!

Giderek trenden inen insanlar seyreliyor.

Peronda tam tek tük insan kaldığı sırada, trenin merdivenlerinde gözüküyor.

O zaman hatırlıyorsunuz. Hep böyle arkaya kalır.

İster istemez bir tebessüm dudaklarınıza yerleşiyor.

Göz göze geliyorsunuz.

İşte o, her şeye bedel gülümseme yine karşınızda.

Size kavuşup sarılana kadar geçen ‘an’ın tadına hayatta başka ne zaman varacaksınız?

Hatta bir daha böyle bir ‘an’ yaşayabilecek misiniz?

Yüreğiniz sanki ağzınızdan çıkacak, sarıldığında kokusu ciğerinize dolacak, farkına varmadığınız iki damla yaş gözlerinizden onun yanaklarına akacak.

‘‘O an için ömür bile verilir!’’

Özlemeyi, özlenmeyi çok özlüyorum!

Cüneyt Ülsever

h1

DOSTUMMUSUN??

Temmuz 9, 2008

Dost musun?


Öyleyse canın canımdır…


Aynan olmalıyım…

Yüzüne söyleyebilmeliyim her şeyi…

Hem sakınmadan, mertçe…

Hani bil, esirgemem lâfımı,

Ne şekil gelirse, öylece…

Hazırım tüm içtenliğimle konuşmaya ve sevmeye, ama,

Seni de dupduru isterim karşımda…


Dostsan ve sevdiğimsen,sevilenimsen,

Gözlerimin içine baka baka yaka silk benden!

Arkamdan şikayetlenme!

Ciddi ol! Gerekirse yiğitce azarla, çekinme!

Lâf değil, icraat beklerim senden!

Öyle bak ki, hislerini görebileyim…

Öyle hisset ki, güvenle bakabileyim…


Sevmem, ölenin ardından ağıt yakmayı!

Dil dönerken söylenmeli her şey…

Kulak duyarken anlatılmalı…

Göz bakarken bakmalıyım sana…

Can sağ iken sarılmalı…

Keşkelere meydan vermemeli hayatım,

Pişmanlıklarla yoğrulmamalı….


Hayır!


Dirime selâm vermeyen,

Ölüme de fazla yaklaşmasın!

Dostsan,sevdiğimsen, ölmemi bekleme!

Haklıysam, yaşarken savun beni!

Yaşarken yanımda ol!

İnanmışsan bana, kimse çevirmesin seni yolundan!

Ve inanmamışsan, sakın rol yapma!

Her söylediğimi onaylaman şart değil…

Her yaptığımı beğenmen de gerekmez…

Dostsan, sevdiğimsen,rahatça eleştir, fikrini rahatça söyle, sıkılma!

Yadırgayabilirsin beni,

Ve ben de seni tuhaf bulursam şaşırma…

Kandırmanı aslâ kabul edemem!

Her dediğini, her yaptığını hoş görürüm, ama,

Beni, bana sormadan yargılama!

Her yediğimiz aynı olmaz belki,

Her dakikamız birlikte geçmez…

Her güldüğünde gülmeyi garanti edemesem de,

Ağladığında seninle birlikte oturup ağlarım…

Belki her çağırdığında gelemem fakat,

Derdine ortak ararsan, koşarım…

Ben de herkes gibi insanım elbet,

Ne göklere çıkar beni, ne de yerin dibine batır!

Senin işin bu değil!

Benim zaten bir yerim var herkes gibi, yer ile gök arasında…


Dostsan… seviyorsan…seviliyorsan….

Küçümsemeden, küfretmeden,

Sevgiyle, saygıyla ve huzurla gel sokağıma…

Dinlenmek istediğinde, hiç düşünme, sana özel bir limanım ben,


ama…


Yorulduğum zamanlarda,

Dilediğimce sığınabilmeliyim koylarına…

Seni bir çocuk kadar saf sevebilirim

Ve bir deli kadar art niyetsiz…

Uğruna seve seve hesabı şaşırırım…

Görmezden gelebilirim yanlışlarını…

Başkaları enayilik sayabilir,

Başkaları akılsızlığıma yorabilir,

Bunları dert bile etmem, ama,

Sen, aslında aptal olmadığımı,

Her an, tekrar tekrar hatırla!

Ve sakın beni aptal yerine koymaya kalkışma!

Seviyorsan, cimrilik etme, söyle!

Muhabbeti varken, yokmuş gibi yapanla,

Hiç sevmediği halde, yılışıp durana sinir olurum!

Neyse, o olmalı insan…

Kendisi olmaktan korkmamalı!

Kendisi olmaktan kaçmamalı!

Bil ki, sensin diye seni bırakmam, ama,

Ben olduğum için bırakırsan beni,

Yas da tutmam arkandan!


Bedel mi?


Ödemeyeceksen çıkma yoluma!

İçten pazarlık edersen, ancak kendine edersin…

Kendince küser barışır, kendi kendini yersin!

Dostsan, mevsimince yağ…

Kışsan kar ol, güzsen yağmur…

Soğuğuna, sıcağına, esip savurmana itiraz etmem,

Senden, ille de bahar olmanı beklemem, ama,

Dayanmalısın en şiddetli firtınalarıma…

Belki de çok geldi bunca talep…

Bana karşı hiçbir mecburiyetin yok, korkma…

Sana fazla geldiğim ilk anda,

Arkana hiç bakmadan, dönüp gidebilirsin…

Geçip gidebilirsin,borçluluk hissetmeden…

Mutlaka bir açıklama da beklemem senden, ama,

Gitmeye davranırsam bir gün,

Sen de karşımda set ve engel olma!


Dost musun? Sevdiğimmisin?Sevileninmiyim?


Öyleyse, canın canımdır,


Yoluna baş koymaya hazırım ya,


Başını da yollarımda isterim, unutma!

BİTANECİK DOSTUMA

h1

Yalnız hüznü vardır kalbi olanın…

Temmuz 8, 2008
Çünkü hep vurulan odur,

‘O’nun hatırı için asla vurmayacagini bilen ve ‘O’ndan
çekinmeyen, muhatablari tarafından.. O yalnızca hüzünlenir ..

‘O’nda olmanın, onlara verilecek cevabıdır çünkü hüzün..

Bile bile vurulmaktır yani hüznün adı..

Yoksa yüregi olanın hüznü, ne nikotin tadında alışkanlık yapan
arabesk bir hüzün,

Ne de, maddeten ve manen bir nev’i ‘O’nu hiçe saymak demek olan
YEIS anlamındakidir. .

Daim O’nunla olana, bize ‘O’ndan ve hak Resulu’nden ulaşan
mesajlar dogrultusunda o cephede zaten hüzün yok..

Hüznü sevinçlere, korkusuzluklara, itmi’nana çeviren O’dur
çünkü..

Hüzünlerin karşılıgı hep O’ndadır, hep O’ncadır..

Ne boşa giden gözyaşı, ne de sevince çevrilmemiş hüzün vardır
katında..

Yani:

“‘O’nun boyası”na boyanmaktır hüzün.

Aşkı olmayanın hüznü de olmaz!..

İslam’sa, baştan sona bir hüzün medeniyetidir..

Dıştan, tek tek hüzün tuglalarıyla örülmüs, muhteşem saadet
saraylarinin nazenin konuğu olur insan..

O en Sevgili’nin adıdır hüzün..

Ve hüznü daim soluklayan gök erlerince:

Ibrahimce..Eyyubca..Yunusca..Yusufca..Isaca..
Aişece..Sümeyyece..Mus’abca…

…………. Hep hüzün yagar yüreklere, ötelerden…

O’nun boyasına boyanmanın adıysa hüzün,

Ve O’nun boyası ‘Aşk’sa..Elbet hüzün, aşkın adıdır..

‘Ve aslolan aşktır kainatta, gerisi vesaire..’

Kalbi olanların çok az oldugu bu yitik çagda hüzünlenmek bir
ayrıcalıktır.. Hüznü taşımak ta..

h1

Bir damla gözyaşım ben

Temmuz 5, 2008

Bir damla gözyaşıyım ben…

Bazen dile getirilemeyen kelimelerin sesiyim, bazen yoğun pişmanlığın diyeti, bazen de bir aşkın nefesi olurum, ama en çokta çocukların gözlerinde naz olurum annelere. Sessizliğin çığlıklarıyım aslında, anlatamadıklarınızı anlatmak isterim karşınızdakine. Eğer anlayabilirse…

Bir garipsiniz siz insanlar… Sevinir ağlarsınız, üzülür ağlarsınız, hasret çeker ağlar, kavuşur yine ağlarsınız. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı yerde benim görevim başlar.

Aslında ağlayabilmek büyük bir nimettir ama siz utanırsınız. Ne zaman süzülsem gözpınarlarınızdan aşağıya doğru, bir telaştır alır sizi. Hemen başınızı başka yöne çevirir ve silersiniz beni ucuz bir kâğıt mendile. Bir anlasanız ki ağlamak taş kalpli olmadığınızı gösteriyor. Hâla insan olduğunuzu, hissettiğinizi, duygusuz olmadığınızı.

Bazen de gözpınarlarınızdan süzülmem, dışarı akıp ziyan etmem kendimi. Çünkü çok daha önemli bir görevim vardır. Bir zalimim kıvılcımını düşürdüğü, içerideki bir yangını söndürmek gibi.

Eğer bana inanmıyorsanız bir daha göz kapaklarınızın alev alev yandığı, boğazınıza bir şeylerin düğümlendiği, burnunuzun direğinin sızladığı zamanlarda dikkat edin bakalım gözyaşlarınızın istikameti neresi? En zor olanı da bu benim için…

Ağlamak zayıflık değildir. Ağlamanız gereken anlarda sıkmayın artık yumruklarınızı, tırnaklarınızı batırmayın avuçlarınıza, boğazınızdaki düğümleri yutkunarak gidermeye çalışmayın ve kaçırmayın buğulanan gözlerinizi başkalarından. Bırakın da süzüleyim yanaklarınızdan aşağıya usulca.

Bir damla gözyaşıyım ben, evin istenmeyen ferdi değil sizin bir parçanızım…