Kasım, 2008 için Arşiv

h1

BEN SANA MECBURUM

Kasım 25, 2008

brokenheart940ms4

BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin

Adını mıh gibi aklımda tutuyorum

Büyüdükçe büyüyor gözlerin

Ben sana mecburum bilemezsin

İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor

Bu şehir o eski İstanbul mudur

Karanlıkta bulutlar parçalanıyor

Sokak lambaları birden yanıyor

Kaldırımlarda yağmur kokusu

Ben sana mecburum sen yoksun.

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur

İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur

Tutsak ustura ağzında yaşamaktan

Kimi zaman ellerini kırar tutkusu

Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından

Hangi kapıyı çalsa kimi zaman

Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih’te yoksul bir gramofon çalıyor

Eski zamanlardan bir cuma çalıyor

Durup köşe başında deliksiz dinlesem

Sana kullanılmamış bir gök getirsem

Haftalar ellerimde ufalanıyor

Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem

Ben sana mecburum sen yoksun.

Belki haziran da mavi benekli çocuksun

Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor

Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden

Belki Yeşilköy’de uçağa biniyorsun

Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor

Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin

Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem

Bu kurtlar sofrasında belki zor

Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden

Ne vakit bir yaşamak düşünsem

Sus deyip adınla başlıyorum

İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin

Hayır başka türlü olmayacak

Ben sana mecburum bilemezsin.

Attila İLHAN

h1

Anlatmazsın

Kasım 22, 2008

Anlatamazsın derdini. Bıkmadan usanmadan konuşmak istersin, anlatamazsın…
Anlatsan da tüketemezsin…

Bilmezler çektiğin acıyı. Kimsenin farkına varmadığını düşünürsün. Her gördüğünle konuşmak istersin. Evet dersin bu sefer olacak. O, beni anlar ..
Ama sen daha yeni yeni başlamışken konuşmaya dinlenmeden söylenen “yalnış yapıyorsun , boşuna acı çekiyorsun” diye devam eden hep aynı sözler…
Oysa bunlar değildir duymak istediğin….

Susarsın .Boğazına düğümlenir kelimeler …

Bir anlatsan kurtulacaksın ama anlatamazsın…

Umut edersin anlayacak, sen haklısın diyecek birileri olmalı diye. Beklersin..
Konuşmak istersin hiç susmadan bağıra çağıra konuşmak. Bütün kelimeleri kullanmak söylenecek ne varsa söylemek atmak içinden acıyı ama yapamazsın..
Anlatamazsın….
Anlatıp da tüketemezsin…

Fark etmezsin anlatmaya çalıştıkça içinin daha çok yandığını . Acılarına yenilerinin eklendiğini fark edemezsin..
Gözlerin dolar ağlayamazsın..
Utanır da akıtamazsın gözyaşlarını..
Susmak erdemdir.
Susmak iyidir..
Susmak güzeldir..
Susmak hayattır..
Dersin..,,
Susmalıyım .Yaslanırsın nemli bir duvara. O çektikçe seni kendine sen susarsın. Ama bilirsin yinede anlatsan kurtulacağını
Anlatamazsın..
Seni anlayacak birini bulamazsın..
Bilirsin ki acının kaynağı ancak anlar seni. Kaybedilen sevgiliyedir sitemin.Kızmak bağırmak istersin. Nefreti yüreğine oturtup kurtulmak istersin ama kaybetmenin dönüşü yoktur artık..
Anlatamazsın kıyamazsın ona beyaz yapraklarda şiirler biriktirirsin, anlatamazsın…

Susmayı öğrenirsin.,Öğrendikçe tükenir, tükendikçe silinir gidersin hayattan.. Tam kurtuldum derken bir kelebek, bir çiçek, gördüğün bir maviyle yeniden doğarsın
Yeni baştan başlar hayat
Ve sen yine

Anlatamazsın….
Anlatamazsın derdini. Bıkmadan usanmadan konuşmak istersin, anlatamazsın…
Anlatsan da tüketemezsin…

Bilmezler çektiğin acıyı. Kimsenin farkına varmadığını düşünürsün. Her gördüğünle konuşmak istersin. Evet dersin bu sefer olacak. O, beni anlar ..
Ama sen daha yeni yeni başlamışken konuşmaya dinlenmeden söylenen “yalnış yapıyorsun , boşuna acı çekiyorsun” diye devam eden hep aynı sözler…
Oysa bunlar değildir duymak istediğin….

Susarsın .Boğazına düğümlenir kelimeler …

Bir anlatsan kurtulacaksın ama anlatamazsın…

Umut edersin anlayacak, sen haklısın diyecek birileri olmalı diye. Beklersin..
Konuşmak istersin hiç susmadan bağıra çağıra konuşmak. Bütün kelimeleri kullanmak söylenecek ne varsa söylemek atmak içinden acıyı ama yapamazsın..
Anlatamazsın….
Anlatıp da tüketemezsin…

Fark etmezsin anlatmaya çalıştıkça içinin daha çok yandığını . Acılarına yenilerinin eklendiğini fark edemezsin..
Gözlerin dolar ağlayamazsın..
Utanır da akıtamazsın gözyaşlarını..
Susmak erdemdir.
Susmak iyidir..
Susmak güzeldir..
Susmak hayattır..
Dersin..,,
Susmalıyım .Yaslanırsın nemli bir duvara. O çektikçe seni kendine sen susarsın. Ama bilirsin yinede anlatsan kurtulacağını
Anlatamazsın..
Seni anlayacak birini bulamazsın..
Bilirsin ki acının kaynağı ancak anlar seni. Kaybedilen sevgiliyedir sitemin.Kızmak bağırmak istersin. Nefreti yüreğine oturtup kurtulmak istersin ama kaybetmenin dönüşü yoktur artık..
Anlatamazsın kıyamazsın ona beyaz yapraklarda şiirler biriktirirsin, anlatamazsın…

Susmayı öğrenirsin.,Öğrendikçe tükenir, tükendikçe silinir gidersin hayattan.. Tam kurtuldum derken bir kelebek, bir çiçek, gördüğün bir maviyle yeniden doğarsın
Yeni baştan başlar hayat
Ve sen yine

Anlatamazsın….
Anlatamazsın derdini. Bıkmadan usanmadan konuşmak istersin, anlatamazsın…
Anlatsan da tüketemezsin…

Bilmezler çektiğin acıyı. Kimsenin farkına varmadığını düşünürsün. Her gördüğünle konuşmak istersin. Evet dersin bu sefer olacak. O, beni anlar ..
Ama sen daha yeni yeni başlamışken konuşmaya dinlenmeden söylenen “yalnış yapıyorsun , boşuna acı çekiyorsun” diye devam eden hep aynı sözler…
Oysa bunlar değildir duymak istediğin….

Susarsın .Boğazına düğümlenir kelimeler …

Bir anlatsan kurtulacaksın ama anlatamazsın…

Umut edersin anlayacak, sen haklısın diyecek birileri olmalı diye. Beklersin..
Konuşmak istersin hiç susmadan bağıra çağıra konuşmak. Bütün kelimeleri kullanmak söylenecek ne varsa söylemek atmak içinden acıyı ama yapamazsın..
Anlatamazsın….
Anlatıp da tüketemezsin…

Fark etmezsin anlatmaya çalıştıkça içinin daha çok yandığını . Acılarına yenilerinin eklendiğini fark edemezsin..
Gözlerin dolar ağlayamazsın..
Utanır da akıtamazsın gözyaşlarını..
Susmak erdemdir.
Susmak iyidir..
Susmak güzeldir..
Susmak hayattır..
Dersin..,,
Susmalıyım .Yaslanırsın nemli bir duvara. O çektikçe seni kendine sen susarsın. Ama bilirsin yinede anlatsan kurtulacağını
Anlatamazsın..
Seni anlayacak birini bulamazsın..
Bilirsin ki acının kaynağı ancak anlar seni. Kaybedilen sevgiliyedir sitemin.Kızmak bağırmak istersin. Nefreti yüreğine oturtup kurtulmak istersin ama kaybetmenin dönüşü yoktur artık..
Anlatamazsın kıyamazsın ona beyaz yapraklarda şiirler biriktirirsin, anlatamazsın…

Susmayı öğrenirsin.,Öğrendikçe tükenir, tükendikçe silinir gidersin hayattan.. Tam kurtuldum derken bir kelebek, bir çiçek, gördüğün bir maviyle yeniden doğarsın
Yeni baştan başlar hayat
Ve sen yine

Anlatamazsın….
Anlatamazsın derdini. Bıkmadan usanmadan konuşmak istersin, anlatamazsın…
Anlatsan da tüketemezsin…

Bilmezler çektiğin acıyı. Kimsenin farkına varmadığını düşünürsün. Her gördüğünle konuşmak istersin. Evet dersin bu sefer olacak. O, beni anlar ..
Ama sen daha yeni yeni başlamışken konuşmaya dinlenmeden söylenen “yalnış yapıyorsun , boşuna acı çekiyorsun” diye devam eden hep aynı sözler…
Oysa bunlar değildir duymak istediğin….

Susarsın .Boğazına düğümlenir kelimeler …

Bir anlatsan kurtulacaksın ama anlatamazsın…

Umut edersin anlayacak, sen haklısın diyecek birileri olmalı diye. Beklersin..
Konuşmak istersin hiç susmadan bağıra çağıra konuşmak. Bütün kelimeleri kullanmak söylenecek ne varsa söylemek atmak içinden acıyı ama yapamazsın..
Anlatamazsın….
Anlatıp da tüketemezsin…

Fark etmezsin anlatmaya çalıştıkça içinin daha çok yandığını . Acılarına yenilerinin eklendiğini fark edemezsin..
Gözlerin dolar ağlayamazsın..
Utanır da akıtamazsın gözyaşlarını..
Susmak erdemdir.
Susmak iyidir..
Susmak güzeldir..
Susmak hayattır..
Dersin..,,
Susmalıyım .Yaslanırsın nemli bir duvara. O çektikçe seni kendine sen susarsın. Ama bilirsin yinede anlatsan kurtulacağını
Anlatamazsın..
Seni anlayacak birini bulamazsın..
Bilirsin ki acının kaynağı ancak anlar seni. Kaybedilen sevgiliyedir sitemin.Kızmak bağırmak istersin. Nefreti yüreğine oturtup kurtulmak istersin ama kaybetmenin dönüşü yoktur artık..
Anlatamazsın kıyamazsın ona beyaz yapraklarda şiirler biriktirirsin, anlatamazsın…

Susmayı öğrenirsin.,Öğrendikçe tükenir, tükendikçe silinir gidersin hayattan.. Tam kurtuldum derken bir kelebek, bir çiçek, gördüğün bir maviyle yeniden doğarsın
Yeni baştan başlar hayat
Ve sen yine

Anlatamazsın….

h1

aşk

Kasım 13, 2008

elerimdekalbinjk72

Aşık olmak ve sevgiliye seslenmek, şiir yazmak, beste yapmak her yaşta ve her çağda mümkündür. Aşkın yaşı yoktur. Zaten aşık olmayanlar sevmesini de bilmezler. Ama aşkı bedenin ateşli arzularından ibaret görmek kadar aşka yapılacak başka bir tahkir ve tezyif de yoktur. İnsan her yaşta, her şekilde aşık olabilir ve bunun için aşağıdaki beyitte Fuzuli’nin dediği gibi, binlerce eza ve cefaya katlanabilir, hiç de öpülmeye layık olmayan elleri ve ayakları öpebilir, sevdiğinin hatırı için onların kapılarına yüz sürülebilir. Yunus’un, “ölen hayvan imiş aşıklar ölmez” demesinin altında yatan sır da buradadır. Hayvan, yani yaşayan beden ölebilir veya aşksız yaşayan insanın hayvandan farkı olmadığı için ölse de bir şey fark etmez. Ama ruh bakidir. Seven ruh olduğu için, ruh ölmez. Çünkü ruh ölümsüzdür. Yine gerçekten sevenler için engellerin önemi yoktur. Tıpkı bir gülü koklamak için dikenlere katlanmak, onların batıp kanatmasını göze almak gibi.


Sevgili uğruna bir şeylere katlanmak da öyle. Bu çileli bir iştir. Ama neticede vuslat varsa buna değer. Seven bunu göze almalıdır. Çünkü bağcı, bir gül yetiştirmek için onunla beraber binlerce dikenin yetişmesine göz yumar ve aynı hizmeti onun için de verir. Kimse özel bir gayretle diken yetiştirmez. Ancak gül yetiştirmek için başka yol yoksa, dikenlerin yetişmesine de göz yummak gerekebilir ve hatta onlara da aynı hizmet götürülebilir. Bu da hiçbir şeye aldırış etmeden sevdiğini övmek, onun için şiirler yazmak, besteler yapmak da ayıp değildir. Aksine bunu ayıp görmek ayıptır.


“Yâr için ağyâra minnet ettiğim ayb eyleme

Bağbân bir gül için bin hâre hizmetkâr olur.”


Aşk, sevginin ileri derecesi, münteha noktası. Manevi, ruhani bir haz, bir lezzettir ki, onu tatmayan bilmez. Tadanlar iflah etmez. Hele bir de kavuşamazsa… en devamlı ve en güzel aşkın karşılıksız sevmek olduğunu söyleyenler varsa da, aşkın insani boyutunda karşılık, aşka vurulan bir cila, verilen bir mükafattır. Karşılıksız aşk, insanı öldürebilir. Eskilerin iflah etmez hastalar için; “Kara sevdaya mı tutuldun?” demelerindeki hikmet de bu olsa gerektir. Aşk, aşığı da maşuku da yakar, kavurur, külünü göğe savurur… “Aşkın beni del-eyledi / Yaktı yaktı kül eyledi. / Bir kötüye kul eyledi..” diyen de böyle biri olsa gerek…


Anlatılması da, yaşaması da zordur aşkın. Zira aşk, Bailey’e göre; “Dünyanın en tatlı mutluluğu ile, en derin acısından yaratılmıştır.” Doğrudur, çünkü aşk, insanın gönlüne düştüğü andan itibaren, hayatını baştan sona değiştiriyor, her şeyi alt üst ediyor. Ve Seyrani’nin dediği gibi, insanı perişan bir hale getirip bırakıveriyor; “Eski bir libasa benzer aşığın gönlü, / Söküldükten sonra dikilmez imiş.”