‘Resimler’ Kategorisi için Arşiv

h1

Ayrılık acısı

Aralık 6, 2008

“geçecek, üzülme. sana ne kadar hiç geçmeyecek gibi gelse de göreceksin geçecek” dediğinde bir dostun, gerçekten geçmeyeceğine inanışını ama onu bunları söylediği için ne kadar da sevdiğini hatırlıyorsun. geçiyor gerçekten, hiç geçmeyecek gibi dursa ve geçtiği kadarının daha çoğu bazen yeniden başlasa da..

sakladığım tüm sevgimi senin için çıkarmıştım sakladığım yerlerden. ve ortaya dökmüştüm. oysa öyle yapmamalıydım. baştan beri biliyordum.
II
yaptıklarımı, yaşadıklarımı, hayatımı basitçe anlatmayı hep severdim.
derin sandığım duyguların sığlığını, düşündüm sandığım şeylerin mutlaka daha önce düşünülmüşlüğünü, kendimi farklı sandığım tüm diğer insanlarla ne kadar da benzediğimizi anlatırdım durmadan. ne kadar da zevkliydi bu. öyle bir haz verirdi ki sorma, sanki bir eskrim kılıcını dürtmüşüm gibi gövdeme. sanki tüm beceremediğim şeylerin acısını alıyormuşum gibi. sanki olamadığım şeyleri yüzüme çarpıyor ve oldum sandığım şeylerin aslında bir hiç olduğunu hatırlatıyor gibi.
şimdi basitçe anlatmak istemiyorum ama. oysa en basitçe anlatabileceğim şey bu. tek kelimeye bile sığacak kadar basit birşey.
ama istemiyorum.
halimi karmaşık benzetmelerin içine koyayım da kimse anlamasın istiyorum. ben de anlamayayım bu yaşadığımı. bu yaşadığım gerçek olmasın istiyorum.
mesela toprağından sökülüp kamyona yüklenmiş bir ağacın hala toprak bulaşığı köklerinden bahsedeyim. kim bilir hangi başka bir yere dikilecek, hangi başka bir toprağa kök salmaya çalışacak, kim bilir belki tutacak belki tutmayacak, belki yeşerip belki kuruyacak bir ağaçtan bahsedeyim. ve sen anla. o köklerde kalmış toprağın ne olduğunu.
ya da başka şeylerden bahsedeyim. kırık bir daldan, su alan küçük bir gemiden, bardakla o geminin suyunu boşaltmaya çalışan küçük bir çocuktan ya da aslında koskoca bir kuyudan.. içi karanlık, büyük ve derin..
bir sürü şey söyleyebilirim. birsürü fotoğraf gösterebilirim şimdiye dair. ama aslında hepsi tek kelime. işte kimse onu söylemesin istiyorum.
III
rüyamda gördüm seni. tam uyanmadan önce. tüm yaptıklarını tekrarladın o 8-10 saniye içinde sanki. hepsini. rüyada da yaşanabiliyormuş bunlar. rüyada da sevilip, rüyada da üzülebiliyormuş insan. nefes nefese uyandım. sanki o 8-10 saniye boyunca hiç nefes almamışım ama kalbim 8-10 dakika boyunca hızlanmış gibi. bağıracaktım nerdeyse, nefesim olsaydı belki.
heryerde aklıma geliyorsun. bir acı tat bu. bir burukluk. otobüste, yatakta, bilgisayar başında.. hele birlikte olduğumuz yerlerde.. nasıl anlatayım, hatırladığın, hatırlamaktan utandığın, tekrarını istediğin, ama anında karşı çıktığın bir şey bu. gözümü kapatınca karşıma gelen yüzün.. her görüşte aşık olduğum yüzün… allahım..
tüm bunları yazmamam gerekiyor. seni kalbime gömmem gerekiyor. ama yapamıyorum.
aslında yaparım. daha kaç gün oldu ki.
“zaman. sadece birazcık zaman.”
IV
ne diyeyim..
düşündükçe tüm beynime bulaşıyor gibisin. her hücreye giriyor, hepsine bir fotoğraf bırakıyor, hepsine bir şeyler söylüyor ve sonunda sırtımdan itiyor gibisin bir boşluğun içine beni.
belki ben çok büyütüyorum. kaldıramadığım sadece birden böyle yüzüstü kalakalmak belki de. neler düşünüp neler söylerken birden hepsini susmak zorunda kalmak..
“gidenlerin ardında bıraktıkları boşluk ,neden her zaman varlıklarında doldurduklarından daha büyük oluyor?”
bilmiyorum.
nasıl bu noktaya geldik onu da bilemiyorum.
seni görmezden mi gelmeliyim, yoksa aklımda senden başka bir şey olamadığını kabul edip aklımdakileri yazmaya devam mı etmeliyim?
söyledikleri gibi aslında kimseye laf sokmaya hakkım yok. herkes kendi duyguları içinde kendi zorunluluklarını yaşıyor. ve yine söyledikleri gibi anlamak nefret etmeyi imkansız kılıyor.
yine de yazmak istiyorum. yazmak hasta mı eder beni yoksa artık kurtulur muyum senden bilmiyorum. ama bu işte..
eski hayatıma dönmeye çalışıyorum. annemin karnından seninle doğmadım sonuçta. ama sokağa çıktığımda kaybolmuş gibi oluyorum. otobüse bindiğimde boğazımda sürekli bir düğüm. cep telefonu elimde duruyor ama artık ne işe yarayacağını kavrayamıyorum. önceden ne yapardım ben bununla düşnmekten alamıorm kendimi…
filmler aldım. hepsi duruyor yatağın üstünde. sinemaya gitsem biliyorum yanımdaki koltuk daha çok üzecek beni.
senden önce yaptığımı hatırladığım bir şey var, yazmak. ama o da senden başkasına çıkmıyor artık..
.
V
şimdi bir yabancısın. bunu kabul etmek çok da zor olmamalı. ben bir yabancı değil miydim sanki sana bunca zaman boyunca?
ağır gelen çok şey var aslında. ama bunları söylemeye hakkım yok.
aldanmış olsam da. saflığıma yanmak zorunda olsam da. ve kabullenmek istemediğim bir sürü durumun içinde olsam da, artık yakınmaya hakkım yok.
seni merak etmemeliyim mesela. sen artık kendi yaşamın içinde, kendi mutluluklarını yaşıyorsun. bunu sana çok görmemeliyim.dostun dediği gibi ,ben artık kendi derdime yanmalıyım ve toparlanmalıyım.
işimi buldum, evimi tutuyorum. tam da beynimin ikiye yarıldığı, uykunun çatlayan başıma bir türlü girmediği, uyuşamadığım, unutamadığım, ağlamanın her türlüsüyle tanıştığım ve her şeyin bittiği o gecenin ardında oldu bunlar. sen çıktın. bir yanım yıkıldı, ama bir yanım yeniden kuruldu.
sanki böyle olması gerekiyordu. benim daha fazla salak rolünü üstlenmemem gerekiyordu. yeni sayfanın böyle açılması gerekiyordu. hayırlı olsun, sana da bana da yeni yaşamlarımız..
ve bu da sana yazacağım son şey olsun.

h1

BEN SANA MECBURUM

Kasım 25, 2008

brokenheart940ms4

BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin

Adını mıh gibi aklımda tutuyorum

Büyüdükçe büyüyor gözlerin

Ben sana mecburum bilemezsin

İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor

Bu şehir o eski İstanbul mudur

Karanlıkta bulutlar parçalanıyor

Sokak lambaları birden yanıyor

Kaldırımlarda yağmur kokusu

Ben sana mecburum sen yoksun.

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur

İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur

Tutsak ustura ağzında yaşamaktan

Kimi zaman ellerini kırar tutkusu

Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından

Hangi kapıyı çalsa kimi zaman

Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih’te yoksul bir gramofon çalıyor

Eski zamanlardan bir cuma çalıyor

Durup köşe başında deliksiz dinlesem

Sana kullanılmamış bir gök getirsem

Haftalar ellerimde ufalanıyor

Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem

Ben sana mecburum sen yoksun.

Belki haziran da mavi benekli çocuksun

Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor

Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden

Belki Yeşilköy’de uçağa biniyorsun

Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor

Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin

Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem

Bu kurtlar sofrasında belki zor

Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden

Ne vakit bir yaşamak düşünsem

Sus deyip adınla başlıyorum

İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin

Hayır başka türlü olmayacak

Ben sana mecburum bilemezsin.

Attila İLHAN

h1

aşk

Kasım 13, 2008

elerimdekalbinjk72

Aşık olmak ve sevgiliye seslenmek, şiir yazmak, beste yapmak her yaşta ve her çağda mümkündür. Aşkın yaşı yoktur. Zaten aşık olmayanlar sevmesini de bilmezler. Ama aşkı bedenin ateşli arzularından ibaret görmek kadar aşka yapılacak başka bir tahkir ve tezyif de yoktur. İnsan her yaşta, her şekilde aşık olabilir ve bunun için aşağıdaki beyitte Fuzuli’nin dediği gibi, binlerce eza ve cefaya katlanabilir, hiç de öpülmeye layık olmayan elleri ve ayakları öpebilir, sevdiğinin hatırı için onların kapılarına yüz sürülebilir. Yunus’un, “ölen hayvan imiş aşıklar ölmez” demesinin altında yatan sır da buradadır. Hayvan, yani yaşayan beden ölebilir veya aşksız yaşayan insanın hayvandan farkı olmadığı için ölse de bir şey fark etmez. Ama ruh bakidir. Seven ruh olduğu için, ruh ölmez. Çünkü ruh ölümsüzdür. Yine gerçekten sevenler için engellerin önemi yoktur. Tıpkı bir gülü koklamak için dikenlere katlanmak, onların batıp kanatmasını göze almak gibi.


Sevgili uğruna bir şeylere katlanmak da öyle. Bu çileli bir iştir. Ama neticede vuslat varsa buna değer. Seven bunu göze almalıdır. Çünkü bağcı, bir gül yetiştirmek için onunla beraber binlerce dikenin yetişmesine göz yumar ve aynı hizmeti onun için de verir. Kimse özel bir gayretle diken yetiştirmez. Ancak gül yetiştirmek için başka yol yoksa, dikenlerin yetişmesine de göz yummak gerekebilir ve hatta onlara da aynı hizmet götürülebilir. Bu da hiçbir şeye aldırış etmeden sevdiğini övmek, onun için şiirler yazmak, besteler yapmak da ayıp değildir. Aksine bunu ayıp görmek ayıptır.


“Yâr için ağyâra minnet ettiğim ayb eyleme

Bağbân bir gül için bin hâre hizmetkâr olur.”


Aşk, sevginin ileri derecesi, münteha noktası. Manevi, ruhani bir haz, bir lezzettir ki, onu tatmayan bilmez. Tadanlar iflah etmez. Hele bir de kavuşamazsa… en devamlı ve en güzel aşkın karşılıksız sevmek olduğunu söyleyenler varsa da, aşkın insani boyutunda karşılık, aşka vurulan bir cila, verilen bir mükafattır. Karşılıksız aşk, insanı öldürebilir. Eskilerin iflah etmez hastalar için; “Kara sevdaya mı tutuldun?” demelerindeki hikmet de bu olsa gerektir. Aşk, aşığı da maşuku da yakar, kavurur, külünü göğe savurur… “Aşkın beni del-eyledi / Yaktı yaktı kül eyledi. / Bir kötüye kul eyledi..” diyen de böyle biri olsa gerek…


Anlatılması da, yaşaması da zordur aşkın. Zira aşk, Bailey’e göre; “Dünyanın en tatlı mutluluğu ile, en derin acısından yaratılmıştır.” Doğrudur, çünkü aşk, insanın gönlüne düştüğü andan itibaren, hayatını baştan sona değiştiriyor, her şeyi alt üst ediyor. Ve Seyrani’nin dediği gibi, insanı perişan bir hale getirip bırakıveriyor; “Eski bir libasa benzer aşığın gönlü, / Söküldükten sonra dikilmez imiş.”

h1

BİR ADIN KALMALI…

Ağustos 7, 2008

Bir adın kalmalı geriye

Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde

Aynaların ardında sır

Yalnızlığın peşinde kuvvet

Evet nihayet bir adın kalmalı geriye

Birde o kahreden gurbet

Sen say ki ben hiç ağlamadım

Hiç ateşe tutmadım yüreğimi

Geceleri koynuma almadım ihaneti

Hele nihavend hele buse hiç geçmedi aklımdan

Ve hiç gitmedi bir topak kan gibi adın

İçimin nehirlerinden

Evet yangın

Evet salaş yalvarmanın korkusunda talan

Evet kaybetmenin o zehirli buğusu

Evet isyan

evet kahrolmuş sayfaların arasında adın

Sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı

Bu sevda biraz nadan

Biraz da hıçkırık tadı

Pencere önü menekşelerinde her akşam

Dağlar sonra oynadı yerinden

Ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca

Sen say ki yerin dibine geçti geçmeyesi sevdam

Ve ben seni sevdiğim zaman bu şehre yağmurlar yağdı

Yani ben seni sevdiğim zaman

Ayrılık kurşun kadar ağır gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın

Yine de

Bir adın kalmalı geriye

Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde

Aynaların ardında sır

Yalnızlığın peşinde kuvvet

Evet nihayet, bir adın kalmalı geriye

bir de o kahreden gurbet

beni affet

kaybetmek için erken

sevmek için çok geç

İbrahim Sadri

h1

Banner Nedir | Nasıl Yapılır | Hazırlama Teknikleri

Ağustos 5, 2008

Kelime yabancı gelebilir ama çoğu web sitelerinde karşılaştığınız, tıklamaya korktuğunuz internet reklamlarına banner demişler. Flash programı ile yaygınlaşan bu reklam türü kanaatimizce iyi bir ifade aracıdır.Banner ÖzellikleriBanner boyutu mümkün olduğu kadar küçük tutulmalıdır. Sitelerin fazla hit alması ve bannerın site trafiğine etkisi büyük olabilir. Flashokulu güzel bir ifade ile banner tasarım teknikleri paylaşmış. Bilgilerinize sunarız

Genel Banner çeşitleri ve ölçüleri

Skyscraper: 120 x 600 piksel
Wide Skyscraper: 160 x 600 piksel
Rectangle: 180 x 150 piksel
Medium Rectangle: 300 x 250 piksel
Large Rectangle: 336 x 280 piksel
Vertical Rectangle: 240 x 400 piksel
Square pop-up: 250 x 250 piksel {bunlar çoğunlukta kullanılan ölçülerdir. Bannerın site tasarımına uygun olması için bu ölçülerin dışına çıkılabilir}

Banner Hazırlama Teknikleri

Burada en çok kullanılan birkaç banner tekniğini anlatıyoruz.

Flashı açalım ve ctrl + j ile 250×250 px bir sayfa yaratalım. Sahnenin bir kenarına rengi boyutu önemli olmayan bir kutu çizelim. Properties panelini açıp

W=150 H=20
X=50 Y=200

Şeklinde ölçülendirelim ve konumlandıralım. Sahnedeki objemizi seçerek F8 ile movie clip haline getirelim. Yarattığımız movie clip imiz şu an 1. frame de 10. frame e gelerek F6 yapalım. 1. frame ile 10. frame arasında sert bir geçişimiz oldu. 10. framede sahnedekı objenın y değerini 100 yapalım. y=100. Sahne ortalarına yaklaşmış olmalı. Ve şimdi de 1. frame ile 10. frame arasına motion tween verelim. Entera bastığınızda 1. frame den 10. frame e bir geçiş göreceksiniz. Ancak benim burada vurgulamak istediğim bu geçiş değil. Bu geçişin yumuşaklığı vd özellikler. Şimdi 1. frame e gelelim ve 1.frame seçiliyken properties panelini açarak Ease değerini 0 dan 100 e yükseltelim. Tekrar enter a bastığınızda objenin aynı şekilde çıkış yaptığını fakat 10 frame e gelişinde frenlediğini göreceksiniz. Frenli duruşlar her zaman daha hoş bir hava katar çalışmalarınıza.

Aynı çalışma üzerinden gidiyoruz…

1. framede sahne üzerindeki clip inize tıklayarak properties panelinden alpha değerini 0 yapalım. 10. frame deki clip in y değerini ise 130 yapalım. CTRL + J kısayolunu kullanarak Frame rate ( frame hızı ) nı 15 e yükseltelim. 10.frame seçiliyken F9 diyerek açılan action script paneline stop(); komutu ekleyelim. Şimdi çalışmayı test ediniz.Animasyonda görsel değerin 0 olmasına rağmen bir duruş bir tarz yaratmış olduk. Bu tür uygulamaları gerek firma ürünlerinde gerek yazı metinlerinde örn ( bir metin gelirken diğerinin gidişi ) şeklinde kullanmanız mümkün…

Sağda solda sıklıkla karşılaştığımız dev gibi büyüyen yazılar ve rahatsız edici çalışmalardan bu çalışmayı farklı kılan esnekliğidir.

Bu teknik ile hazırlanmış yine 250×250 px ölçülerinde bir banner: indir
Kaynak: http://www.flashokulu.com/

Bi bloktan aldım kimin yazdıgını bilmiyorum bu yazıyı çok hoş olmuş emeğine sağlık kim yazdıysa

h1

Grafiti Çizmek | Nasıl Başlar | Nasıl Yapılır

Ağustos 5, 2008

Çocukların resim yapma hevesi hep aynı şekilde başlamıştır. Önce kalemin sivri ucunun değdiği zemine bıraktığı izi keşfederler. Sonrasında da, sonrası yok zaten. Piyasaya “kirletme sanatı” diye bir kabiliyet ile sürüldüklerinden orijinalde sanatçı birer kişidirler aslında.Sanatcı kişilikleriyle filmlere bile birçok defa konu olmuşlardır. Uzun, düz, açık kahverengi saçları olan, büyük gözlü, durgun yüz ifadeli resim yapma meraklısı çocuklar vardır. Bunlar tehlikenin habercisidir, olur olmadık resimler çizerler ve o resimler kötü şeyler olacağının sinyalini verir hep…

Diyalogları bile aynıdır.
Anne: Annesinin bir tanesi ne çiziyorsun?
Oğulcuk: Bilmiyorum birden ilham geldi annecim. BAK!
Anne: Kimmiş bunlar? Ay ne tatlılar.
Oğulcuk: bu karın deşen Cek, bu hannıbal, bu Fredy ve bu ortadaki de Sen! Cek hannıbal’ı, Hannıbal Fredy’i, Fredy Seni, Sonra hepsi seni… :D
Anne: 2^+%&/(^!’

Çocuk diyorsun ya! Aklına öcü geldiğinde anneye söylemek yerine oturup resmini yapar mı? Böyle bir çocuğum olursa direkt yetimhaneye bırakırım. :)

Şimdi bir tane başımda var ki konusuna hala giremediğim şu yazıyı yazma sebebimin ta kendisi. İsmi Arda, Bizzat amcası oluyorum. Çoğu zaman altında at, eşek muamelesi görsem de amca tarafım ağır basıyor. Yani galiba :) Beni sevdiğini sanıyorum. Şimdilik Ammi diye hitap ediyor. Bu kelime “Amca” ve “Emmi” den türedi. İkisini birden öğretmeye çalışınca böyle oluyormuş. Grafiti ve Arda ikili ilişkisi şey pardon, Grafiti, Arda ve odamın duvarı üçlü ilişkisi Arda’ya kalem tutmayı öğrenmesi için aldığım pastel boyalarla başladı. Şimdi odamın duvar renginden hoşlanmamış olduğunu sanıyorum ki işe koyuldu duvara gizli gizli grafiti çalışmaları yapıyor. Evet, grafiti yapıyor. Arda ile yakaladığım bu konuyu yazmak istedim. Grafiti hakkında yazı yazmak ve neler bildiğimize bakalım istedim… Hani bu kadar dolambaçlı girişi neden yaptım derseniz bilmiyorum. Ama artık konuya girmek istiyorum ya :) :)

GRAFİTİ’DE NE Kİ?
Boş gördüğün bir duvar üzerine sprey boya ile resim yapıyor yâda süslü yazı yazıyorsan grafiti yapmış oluyorsun. Aslında çılgınca bir şey…Ve YASAK

Türkiye’de yapmak hayati risk teşkil ediyor.Bir düşünsenize :)

- Canım sen berber Ahmet’in oğlu değil misin? Duvarıma ne yaptığını öğrenebilir miyim?

- Evet benim Remzi amca. Sana ücretsiz Grafiti yapıyorum.

- hmm! Bu yeni bir parti mi? HANIIIIIIM TALAŞ SOPASINI GETİR!

Ahmet amcanın oğlu grafiti sevdalısı ise çok uzun yaşayamaz. Avrupa ülkeleri ise bu iş için eğitim verip adam yetiştiriyor yetiştirdiği adama yaptığı sanatı için ücret ödüyor.

NERELERE YAPILIYOR?

-Metro yâda nakliye trenlerine,

-Okul, fabrika duvarlarına,

-Sevgilinin geçtiği yola, yada yoldaki ağaçlara,

-Bilgisayarınıza,

-Uyuyan arkadaşların suratlarına,

-Dersteyken masa, sıra, hatta kitaptaki küçücük boş beyaz kısımlara,

-Amcanızın Odasındaki temiz güzel duvara,

gibi bölgelere bu çalışmalarınızı yansıtıp illegal işlere karışabilirsiniz.

Bi bloktan aldım kimin yazdıgını bilmiyorum bu yazıyı çok hoş olmuş emeğine sağlık kim yazdıysa

h1

GECE ÇEKİMİ

Temmuz 22, 2008

GECE ÇEKİMİ

Gecenin kendine has bir güzelliği vardır. Bir tarafta yapay ışıklarla aydınlatılmış tarihi, turistik ve resmi binalar, diğer tarafta otomobillerin far ve stop lambalarından yansıyan ışık demetleri fotoğraf açısından ilginç örnekler sunar. Bu renk ve ışık demetleri, amatör profesyonel tüm fotoğrafçılar tarafından sıklıkla kullanılan konulardır.

Gece fotoğrafı çekmek için makinemizde (P) program (T) ve (B) ayarlarından en birinin olması gerekmektedir. Çünkü gece fotoğraf çekmek için poz süresi, saniyenin kesirleriyle değil saniyelerle ifade edilir. Uzun süre perdenin açık kalması için (B) , çok uzun süre açık kalması için (T) ayarının olması lazım. Işığın yetersiz olduğu durumlarda, perdenin açık kalma süresinin tespiti, pozometre ( gelişmiş pozometreler hariç) aracılığı ile yapılamadığından amatörler için en sağlıklı yol enstantenenin otomatik olarak ayarlanabilmesine imkan tanıyan (A) veya enstantene ile birlikte diyafram değerlerini otomatik olarak ayarlayan (P) mekanizmasının bulunduğu bir makine ile bu tür çekimleri yapmaktır. Gece fotoğraflarında konudan makineye gelen direk ışıklar (yoldan geçen otomobiller) ve makinenin bulunduğu yerdeki ışık (sokak aydınlatma lambası) pozometreyi aldatır. Bu durumlarda makineye ya da pozometreye direk gelen ışıklar el veya başka bir cisimle engellenmeli ya da çekilecek konunun ışık ortamına eş değer bir başka noktadan ölçüm yapılmalıdır.

Gece fotoğraf çekileceği zaman fotoğraf makinesi tripoda takılır ve enstantene değeri (B) konumuna getirilir. Enstantene (B) de iken deklanşöre basılır ise perde açılır ve film elinizi deklanşörden kaldırana kadar ışık almaya devam eder. Bazı durumlarda bu süre birkaç dakika alabilir. Bu durumlarda makinenin titremesini engellemek için enstantene değerinin (T) konumuna getirilmesi gerekir. (T) konumunda deklanşöre basıldığında perde açılır ve tekrar basıldığında perde kapanır. Gerek (B) gerekse (T) konumunda perdenin ne kadar açık kalacağına karar vermek tecrübe isteyen bir durumdur. Bu tecrübeyi kazanmak için uygun bur konu seçilir. Obtüratör hızı (B) konumuna getirilir. Diyafram değeri 5,6 ya da 8 gibi ortalama bir değer olarak belirlenir. Film 30 saniye pozlandırılır. 2. denemede konu ve konunun ışık şartları değişmemiş ise 45 üçüncü denemede 60 saniye pozlandırılır. Üç fotoğraf dikkatle incelenerek o ışık şartlarına uygun poz süresi tespit edilir ve sonraki çekimlerde ışık şartlarındaki artma ve azalma oranları dikkate alınarak poz süresi tespit edilmek suretiyle yeni çekimler yapılabilir.

Gece fotoğraf çekerken diyaframın kısık tutulup, poz süresinin artırılması özellikle yüksek bir yerden caddelerin fotoğraflarının çekilmesi sırasında yoldan geçen araçların far ve stop lambalarından yansıyan ışıklar fotoğrafa grafiksel bir anlam kazandırır. Yalnız bu çekimlerde objektife direk gelen far ışıklarının filmi etkilemesini önlemek için objektifin önü kısa süreyle kapatılmalıdır. Bu kapatma süresinin poz süresine ilave edileceğini unutmayalım.

Gece fotoğraflarının sıra dışlığını sağlamak için uygulanacak yöntemlerden biride objektife yakın bir noktaya yerleştirilecek konunun anlamını ve önemini azaltmayacak bir objenin flaş veya bir başka ışık kaynağı ile özel olarak aydınlatılmasıdır. Bu tür fotoğraf çekmek için normal poz süresi içerisinde (Film pozlandırılırken öndeki konu flaş ile aydınlatılıp önceden belirlenen süre kadar filmin pozlandırılmasıdır.) flaşın patlatılarak öndeki konu genel konudan ayrı olarak aydınlatılır. Gece fotoğraf çekilirken konunun aydınlatılması için flaş kullanılmaz. Çünkü en güçlü flaş en açık diyaframda 4-5 metreden sonra konuyu aydınlatamaz. Flaşın patlaması konunun yeterince aydınlatılması anlamına gelmez. Bu nedenle gece fotoğraflarında mutlaka uzun poz sürelerinin verilmesi gerekir. Eğer uzun poz süresi vermek istemiyorsak ışığa duyarlı yüksek ISO değerinde (800 veya 1000 ISO) filmler kullanmalıyız.

Gece fotoğrafı için en uygun zaman güneşin batışından birkaç saat sonraki zamandır. Daha geç saatlerde gökyüzü gereğinden fazla kararacağından fotoğraf karemizdeki gökyüzü gereksiz bir boşluk olarak görülebilir. Bir diğer faktör ise gecenin ilerleyen saatlerinde evlerdeki ışıklar kararacağından canlı bir şehri ölü bir şehir gibi görüntüleyebilirsiniz.

Sanırım ilginç görüntülerden birini de filminizde üst üste çekim yaparak elde edebilirsiniz. Dolunaylı bir gökyüzünde çok dar açılı (400-800mm.lik) bir objektifle yalnızca dolunayın fotoğrafını çektikten sonra filmi çevirmeden, obtüratör sistemini kurarak kapalı bir havanın bulunduğu zaman şehir görüntüsü çekmektir.

Gece fotoğraflarında ilginç görüntülerden biride havai fişek gösterilerinde çekilen fotoğraflardır. Havai fişeklerin görüntüsünü yakalayabilmek için makinemizi tripoda yerleştirir, enstantene ayarını (B) ya da (T) konumuna getiririz. Gösterileri dikkatle izleyerek patlamanın en çok olduğu bölgeye makinemizi döndürüp deklanşöre basarız. Gökyüzünde patlamalar seri olarak devam ederken makinemizin perdesi açık kalır ve ışık demetleri film üzerine kayıt olur. Bazen tek bir patlamayı görüntüleyebileceğimiz gibi aynı kare üzerinde birkaç patlamayı da görüntüleyebiliriz.