‘O’nun hatırı için asla vurmayacagini bilen ve ‘O’ndan
çekinmeyen, muhatablari tarafından.. O yalnızca hüzünlenir ..
‘O’nda olmanın, onlara verilecek cevabıdır çünkü hüzün..
Bile bile vurulmaktır yani hüznün adı..
Yoksa yüregi olanın hüznü, ne nikotin tadında alışkanlık yapan
arabesk bir hüzün,
Ne de, maddeten ve manen bir nev’i ‘O’nu hiçe saymak demek olan
YEIS anlamındakidir. .
Daim O’nunla olana, bize ‘O’ndan ve hak Resulu’nden ulaşan
mesajlar dogrultusunda o cephede zaten hüzün yok..
Hüznü sevinçlere, korkusuzluklara, itmi’nana çeviren O’dur
çünkü..
Hüzünlerin karşılıgı hep O’ndadır, hep O’ncadır..
Ne boşa giden gözyaşı, ne de sevince çevrilmemiş hüzün vardır
katında..
Yani:
“‘O’nun boyası”na boyanmaktır hüzün.
Aşkı olmayanın hüznü de olmaz!..
İslam’sa, baştan sona bir hüzün medeniyetidir..
Dıştan, tek tek hüzün tuglalarıyla örülmüs, muhteşem saadet
saraylarinin nazenin konuğu olur insan..
O en Sevgili’nin adıdır hüzün..
Ve hüznü daim soluklayan gök erlerince:
Ibrahimce..Eyyubca..Yunusca..Yusufca..Isaca..
Aişece..Sümeyyece..Mus’abca…
…………. Hep hüzün yagar yüreklere, ötelerden…
O’nun boyasına boyanmanın adıysa hüzün,
Ve O’nun boyası ‘Aşk’sa..Elbet hüzün, aşkın adıdır..
‘Ve aslolan aşktır kainatta, gerisi vesaire..’
Kalbi olanların çok az oldugu bu yitik çagda hüzünlenmek bir
ayrıcalıktır.. Hüznü taşımak ta..
